Yarimce.NET – Sohbet Yenilendi

Yarimce.Net Yenilendi. Yeni yüzüyle sizlerle, Sohbet, Chat , Sohbet Odaları hizmetleri vermeye devam ediyor. 2 yaşını aylar önce dolduran Yarimce.net Sizlerle devam edecek değerli sohbet kullancıları..

Posted in Genel | Tagged | Leave a comment

Yarimce sohbet odaları

Yurt dışında yaşayan yabancılarla beraber eğlenceli vakitler geçirmek, yabancıları daha iyi tanımak için bundan daha iyi fırsatınız olamazdı. Tüm zamanlarınız eğlenceli geçecek ve yeni Sohbet yabancı kızlarla ve erkeklerle anında tanışma şansına ulaşacaksınız. Çevrenizdeki insanlardan, arkadaşlarınızdan biraz uzaklaşmak yeni bir çevre edinmek mi istiyorsunuz? O zaman tam yerine geldiniz demektir. Yabancı kızlarla sürekli kameralı görüşmeler, canlı konuşmalar yapabilir ve sürekli iletişim halinde olabilirsiniz. Her şeyin tam olsun, eksiğim olmasın diyorsanız her şeyi burada bulabilirsin. Sohbet

Posted in Genel | Leave a comment

yabancı sohbet

Sohbet Odaları İçin Doğru Adrestesiniz..
Sohbet odalarına bağlanmak için ne duruyorsunuz hemen tıklayın ve bağlanın sohbete.. Sohbete girmek için Alttaki Nick yerine nickinizi yazın şifreniz yoksa şifre yerini boş bırakın ve bağlana tıklayın.

Posted in Genel | Leave a comment

Yasaklı Sinema Filmleri Hangileri

Sinemada gösterilmeden yasaklanan filmleri biliyormusunuz. Bilmiyorsanız sizlere bir çok ülkede yasaklanan sinema filmlerini açıklamaya çalışalım..






Posted in Genel | Leave a comment

Tarkan Sevdanın Son Vuruşu Şarkısı Dinle

Tarkanın Sevdanın Son Vuruşu şarkısının klibini dinle izle – Tarkan sonunda beklenen albümünü çıkardı ama beğenip beğenmemek size kalmış. İşte Tarkanın merakla beklenen sevdanın son vuruşu şarkısının klibini izleyin;

Posted in Genel | 1 Comment

Sağlıklı Saçlar için Bakım Nasıl Yapılır

Saçlarınıza bakım yaparken ve saç sağlığını bozmadan yapılacak bu bakımda uyulması gereken kuralları bu yazımızda bulabilirsiniz. Saç bakımı hem erkek hemde bayanlar için oldukça önemlidir. İşte Sağlıklı bir şekilde saç bakımı nasıl yapılır bunu anlatmaya çalışacağız.

Saçların Çabuk Uzaması İçin:

Bir adet turpu rendeleyip suda yarım saat kadar pişirip süzün. Elde ettiğiniz turp suyuna yumurta sarısı ilave edip iyice çırpın. Bulamaç haline geldikten sonra saçlarınızı ovarak yıkayın.

Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.

Parlak saçlar için

1 yumurtanın sarısı ile 2 çorba kaşığı zeytinyağını karıştırın. Saç diplerine sürüp masaj yapın ve 10 dakika bekleyin. Şampuanla yıkayıp durulayın. Saçlarınızın parlak ve sağlıklı bir görünüm kazandığını göreceksiniz.

Besleyici maske

1 yumurta sarısı, 1 çay bardağı demlenmiş çay, 1 çorba kaşığı badem yağı ve 2 damla limon suyunu bir kapta karıştırın. Saç diplerinize sürüp masaj yaparak iyice yedirin. 10-15 dakika bekleyip şampuanla yıkayın.

Kepekli saçlar için

2 çorba kaşığı limon suyu veya sirkeyi 4 su bardağı suya ilave edip ılıtın. Saçlarınızı yıkadıktan sonra bu karışımla durulayın.

Derinlemesine temizlik ve parlak görünüm için

Saçlarınızı şampuanladıktan sonra bir fincan limon suyu ya da sirkeyi saçlarınıza döküp, masaj yaparak iyice yedirin. Ardından saçlarınızı durulayın. Saç kremi sürün ve yıkayın. Bu, saçlarınızdaki tüm kiri alır ve saçlarınıza nefis bir parlaklık verir. Bu yöntemi 2 haftadan önce tekrarlamayın.

Kepekli, dökülen ya da incelen ve kırılan saçlar için

Çemen tohumlarını çektirin ve geceden suya yatırın. Elde ettiğiniz macunu saç derisine masaj yaparak sürün ve 15-20 dakika bırakın. Yumuşak bir şampuanla yıkayın. Bu macun kepek, dökülen, incelen, kırılan saçlar ve kellik gibi sorunlara iyi gelir.

Yumuşak ve parlak saçlar için

Saçınıza uygun otu, yeter miktarda kaynayan suya atın ve yarım saat tutun. Buna çeyrek fincan elma sirkesini de ekleyerek iyice karıştırın. Saçlarınızı şampuanlayın. Karışımı saçlarınıza tekrar tekrar dökün.

Parlak saçlar için

Malzemeler: Bir portakal 1 çorba kaşığı bal Birkaç damla sandal ağacı yağı

Yapılışı: Portakalın suyu, su, bal ve sandal ağacı yağını karıştırın. Bunu şampuan sonrası durulamada kullanın.

Yıpranmış saçlar için

Malzemeler: Bir muz Birkaç damla badem yağı

Yapılışı: Muzu badem yağıyla karıştırın ve saçlarınıza masaj yaparak uygulayın. 15 dk kadar saçınızda bıraktıktan sonra, maden suyuyla durulayın. Ardından şampuanlayıp saç kremi sürün.

Kuru saçlar için

MMalzemeler: Bir çorba kaşığı bal Yarım fincan tam yağlı süt

Yapılışı: Balla sütü karıştırıp saç derisine masaj yapın ve 15 k bırakın. Yumuşak bir şampuanla yıkayın.

Dökülen saçlar için

Aşağıdaki malzemeler tek bir maske için değil, farklı maskelerde kullanılmak üzeredir. Bu nedenle yapılışları okursanız, her birinin ayrı maskeler olduğunu göreceksiniz.

Malzemeler: Zeytinyağı Bal Tarçın 2 yumurta Alfalfa Ispanak Kişniş Badem yağı Öncelikle yeşil yapraklı sebzeler, havuç, mango, kuru kayısı, tahıllar, brüksel lahanası ve mercimek içeren protein açısından zengin bir diyetle beslenin.

Yapılışı:

Maske 1: Zeytinyağı, bal ve tarçını karıştırarak bir macun hazırlayın. Bunu saç derisine masaj yaparak yedirin ve 15 dakika tutun. Yumuşak bir şampuanla yıkayın. Haftada 3-4 kez tekrarlayın. Saçları uzatmak için: Her gün alfalfa, taze ıspanak ve taze kişniş sularını karıştırıp için. Bu, saçlarınızın daha çabuk uzamasını sağlar.

Maske 2: Günde 2-3 kez saç derisine badem yağı sürün. Bu saçlarınızın daha fazla dökülmesini engeller.

Kırılan saçlar için

Malzemeler: Hindistancevizi yağı Misket limonu suyu

Yapılışı: Haftada iki kez, misket limonu suyuyla karıştırdığınız hindistancevizi yağını saçlarınıza sürün.

Elektriklenen saçlar için

Malzemeler: Bal

Yapılışı: Bir çorba kaşığı balı bir litre suyla karıştırıp, bunu şampuandan sonra durulama suyunda kullanın. Saçınızı her yıkadığınızda kullanın.

Posted in Genel | 1 Comment

Uyku Apnesi Nedir Tedavisi

Uyku Apnesi Nedir ve nasıl Tedavi Edilir – Uyku apnesi, uyku sırasındaki solunum duraklamalarından kaynaklanan ve uyku düzeninin bozulmasına sebep olan önemli bir hastalıktır. Ama burada sizlere anlatacağımız şey uyku apnesi hastalığının ölümcül sonuçlara sebep olacağıdır.. İşte ayrıntılar;

Kalp hastalıklarından depresyona, reflüden hipertansiyona, cinsel isteksizlik ve işlevsizliğe kadar çok sayıda rahatsızlığın nedeni olan uyku apnesi gelişen teknolojiyle kolayca teşhis ve tedavi edilebiliyor.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Turhan, uyku apnesi olan hastaların uyku bölünmesi sorunu yaşadığını, ertesi güne de dinlenmemiş ve uykusuz olarak başladığını belirtti.

Uyku bozukluğuyla ilgili yaklaşık 85 hastalık olduğunu bu hastalıklardan yüzde 95 görülme oranıyla en yükseğinin uyku apnesi olduğunu belirten Turhan, ”Hastalık uykuda yaşandığı için hasta bize geldiğinde normal görünüyor. Teşhis için bir takım testlerden geçmesi gerekiyor” dedi.

UYKU APNELİ DERİN UYUYAMIYOR

Günde 6-8 saat arasında uyuyan insanın uykunun rem ve rem olmayan evresini yaşadığını anlatan Murat Turhan, ”Bizi gece dinlendiren, sabah rahat kalmamızı sağlayan evre rem olmayan uykunun üçüncü evresidir. Uyku apnesi olanlar derin uykuya giremiyorlar” diye konuştu.

Uyku apnesi olanların derin uykuya girdiklerinde horlamasının arttığını, horlamadan sonra ise ciddi bir sessizlik olduğunu kaydeden Turhan, normalde en az 10 saniye nefessiz kalması gereken kişinin, 60-80 saniye kadar solunumunun durduğunu, bu durumun bazı hastaları ölüme bile götürdüğüne dikkat çekti.

Nefes alamayan hastanın oksijensiz kaldığını, daha önce alıp kullanılan ve karbondioksite çevrilen gazların vücutta biriktiğini anlatan Turhan, kişiyi tansiyon ve reflüye götüren süreci şöyle anlattı:

”Karbondioksite çevrilen gazlar vücutta birikince solunum yolu uyarılıyor. ‘Ben ölüyorum ne yapacaksan yap’ deyip beyne mesaj gönderiliyor. Beyin ise ciddi bir adrenalin salgılıyor. Bu durum, kişide yüksek tansiyona neden oluyor. Hasta hemen uyku evresini yüzeyselleştiriyor, uykusuzluk meydana geliyor. Bu arada akciğerlerde ciddi şekilde kasılmalar olur. Akciğer genişliyor, mideye basınç yapıyor, midedeki asit salgısı geri kaçıyor ve reflü dediğimiz hastalık oluşuyor. Reflü uykuda solunum bozukluğu olan hastalarda daha sık görülüyor. Reflüsü olan hastanın üst sollunum yoluna asit gidince orada ayrıca ödem oluşuyor, ödem bölgedeki tıkanıklığı artırıyor, akciğeri genişletiyor akciğer mideye daha fazla basınç yapıyor, reflü artıyor. Bu, kısır döngü şeklinde devam ediyor.”

YÜZDE 30′U HİPERTANSİYONLU

Gece adrenalin salgılanınca yüksek tansiyon meydana geldiğini, bunun da hipertansiyonu tetiklediğini anlatan Murat Turhan, şu bilgileri verdi:

”Uyku hastalığı olan hastaların yüzde 30′u hipertansiyonludur. Bu hastalar uyku apnesi tedavisi olduğunda tansiyon ve hipertansiyondan da kurtuluyor. Sürekli adrenalin salgılanması kalbi de etkiliyor, kalp yetmezliği, ritim bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Hormonların dengesiz salgılanması beyin kanaması, kardiyovasküler hastalıklar gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor.”

Uyku apnesi olan hastaların uykusuz olduğu ve dinç kalkamadığı için özellikle dikkat gerektiren işlerde başarısız olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Murat Turhan, ”Uyku apnesi ciddi unutkanlık ve dikkat bozukluğu yapıyor. Hastaların çoğu trafikte kırmızı ışıkta uyuyakalıyor. Araba kullanırken bile uyuyan hastalar var. Uyku apnesi uzun yol şoförlerini çok etkiliyor. Uzun yol şoförlerinin uyku apnesi testi yaptırdıktan sonra ehliyet alması gerektiğini düşünüyorum. Avrupa’da bazı ülkelerde bu test zorunlu” diye konuştu.

”EVLİLİĞİNİ KURTARDIĞIMIZ HASTALAR VAR”

Toplumun yüzde 4′ünde görülen uyku apnesinin, erkeklerde kadınlara göre 2 kat fazla görüldüğünü belirten Murat Turhan, ”Evliliklerin büyük kısmında uyku apnesi büyük bir problem. Bu evlilikleri olumsuz etkiliyor. Hastaların çoğu ‘doktor beni tedavi et, yoksa karım boşayacak’ diyor. ’10 senedir abla kardeş gibi olduk’ diyen hastalar var. Bizim tedavi edip evliliğini kurtardığımız hastalar var” diye konuştu.

Son 10 yılda uyku apnesinin tedavisiyle ilgili teknolojilerin geliştiğini belirten Murat Turhan, sözlerini şöyle tamamladı:

”Bir cerrah olarak uyku apnesinin tedavisinde ilk olarak ameliyatın tercih edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Cpap dediğimiz üst solunum yollarına gece boyunca hava basıncı veren makine var. Bunun başarısı kullanıldığı zaman yüzde 100. Biz ilk olarak bu tür makinelerin kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Erişkin hastalarda ameliyat başarı oranı yüzde 60- 70 arasında.”

Posted in Genel | 1 Comment

AKP ve CHP Sitelerinde ilginç Anket sonuçları

AK Parti ve Cumhuriyet Halk Partisinin sitelerinde ilginç şekilde anket sonuçları yer alıyordu. Yer alıyordu dememizin sebebi ikiside sitelerindeki anketleri kaldırdılar çünkü CHP hayır beklerken evet çıkıyor AKP evet beklerken hayır çıkıyordu. İşte detaylar;

‘Evet’ler ‘hayır’ların iki katıyken, ilerleyen saatlerde oy oranları yer değiştirdi. ‘Evet’ oyları yarı yarıya azaltılırken, referandumda ‘hayır’ diyeceklerini belirtenlerin sayısı 4 katından fazla artırıldı.

Referanduma karşı ‘hayır’ kampanyası yürüten Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) gençlik kollarına ait resmiinternetsitesinde ilginç bir olay yaşandı. Sitede yer alanreferandumanketinde ‘evet’ oyları, ‘hayır’ların iki katıyken, iki saat içinde ankete müdahale edildi. 5 bin 625 olan ‘evet’ oyları 2 bin 901′e indi, 2 bin 980 olan ‘hayır’ oyları ise 10 bin 398′e yükseldi. ‘Sandığa gitmeyeceğim’ oyları da 3 bin 74′ten 691′e indi.

CHP, ‘www.genclik.chp.org.tr’ internet sitesi üzerinden 15 Temmuz Perşembe günü ‘Referandumda oyunuz ne olacak?’ başlıklı bir anket başlattı. Ankette katılımcılar için ‘evet’, ‘hayır’, ‘sandığa gitmeyeceğim’ ve ‘kararsızım’ seçeneklerine yer verildi. Dün saat 07.41′de güncellenen sonuçlara göre oy dağılımı şöyleydi: 5 bin 625 (yüzde 48,1) evet, 2 bin 980 (yüzde 25,5) hayır, 3 bin 74 (yüzde 26,3) sandığa gitmeyeceğim, 22 (yüzde 0,2) kararsızım. Ancak ilerleyen saatlerde anket sonuçları bir anda değişmeye başladı. Evet oyları düşerken, hayır oyları artırıldı. Saat 09.14′ü gösterirken hayır oyları 10 bin 398′e (yüzde 77,4) çıkarken, evet oyları 2 bin 190′a (yüzde 16,3) indi. Akşam saatlerinde ise sitedeki oy oranları şu şekildeydi: Hayır yüzde 74,6 (12 bin 418 kişi), evet yüzde 20,6 (3 bin 419 kişi), sandığa gitmeyeceğim yüzde 4,4 (735 kişi), kararsızım yüzde 0,2 (38 kişi).

Siteden yapılan açıklamada ise sayfanın bir süredir saldırı altında olduğu savunuldu. Değişen anket sonuçlarının da saldırıdan kaynaklandığı belirtilerek, “Bu saldırılara karşı gerekli önlemler alınmış ve sonuçların çarpıtılması engellenmiştir. Sonuç olarak ankete katılım ve oy yüzdeleri, gerçek katılım rakamlarına dönüştürülmüştür.” denildi.

AK PARTİ, SİTESİNDEKİ ANKETİ KALDIRDI

Öte yandan,AK Partiİletişim Merkezi tarafından “Anayasa değişikliği için yapılacak referandumda tercihiniz ne olacaktır?” anketi internet sitesinden kaldırıldı. Halkla İlişkiler Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, anketin ‘karanlık emelli internet korsanları tarafından yönlendirilmeye başlandığı’nın tespit edildiği belirtildi. Anketin manipüle edilmeden önce ‘evet’ oylarının yüzde 62 civarında olduğu ifade edilerek, şöyle devam edildi: “AK Parti olarak sanal bir saldırıya alet olmayı kabul etmemiz söz konusu olamayacağı için anket yayından kaldırılmıştır. Bilgi çağının olanaklarını kötüye kullananların sanal iz takibi sonucu belirlendiğini ve hukuki haklarımızı korumak adına yasal sürecin başlatıldığını duyuruyoruz.”

Posted in Genel | 1 Comment

Fetişizm Nedir

Fetişizm Nedir tedavisi varmı ve Fetişizm türleri hakkında bilgileri bu yazımızda öğrenebilirsiniz. Fetişizm deyince ilk başta aklımıza ayaklar gelmekle ve Fetişizm ayak hastalığı hayranlığı olarak kabul edilmektedir. Ama bakalım durum böylemi imiş buyrun;

Tarihte ilk olarak Fransız Psikolog Alfred Binet tarafından tanımlanan fetişizm, “Cansız bir nesnenin veya bir vücudun bazı organlarının tahrik edici olarak algılanması” şeklinde tarif ediliyor.

Uzmanlara göre neredeyse herkes, bazı nesnelere cinsel uyarımı artırması anlamında özel değerler yüklüyor. Özellikle iç çamaşırları, özel giysiler, cinsellikle bilinç altında eşleştirilmiş aksesuarlar bazı insanlar için vazgeçilmez değer taşıyor. Ya da doğrudan cinsel organ olmamasına karşın insan bedeninin bazı kısımları kendi başına uyarıcı hale geliyor.

Kıyafetlerin içinde bulunulan ortamın partnerinin statüsünün, davranışlarının ve görünümünün insanları çok farklı şekillerde etkilediğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Hilmi Yazıcı, “Fetiş, kimi zaman cinsel uyarıyı artırır ve doyumlu bir deneyime giden yolu kolaylaştırır. Kimi zaman da büyüyü kaçırır ve tatminsizliğe sebep olabilir.” diyor. Dr. Yazıcı, konuyla ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Fetiş ve fetişizm nedir?

Cinsel uyarımın saplantılı bir şekilde eşleştiği, kendi başına bir cinsellik aracı olmayan ‘nesne’ye fetiş denir. Fetişizm ise normal hayatın sürdürülmesine, sağlıklı ve doyumlu cinsel yaşamın hayata geçmesine engel olacak kadar fetiş uğraşlarının hayata egemen olması halidir. Bu düzeyde Fetişizm psikiyatride parafili olarak tanımlanan cinsel uyum bozuklukları sınıfında bir rahatsızlıktır.

- ‘Fetiş’ler zararsızdır o zaman.

Birçok insan için fetiş nesneleri sorun yaratmaz. Hatta insanlar fetişlerini severler ve eğlenceli bulurlar. Bu konu hakkında konuşmak her ne kadar rahat olmasa da insanlar bu özellikleri için bir uzmana gitmezler. Onlar için fetiş nesneler fantazi dünyalarının vazgeçilmez parçasıdır. İleri düzeylere geldiğinde bireyin kendisi ve cinsel hayatında muhatap olduğu insanlar için ciddi sorunları beraberinde getirebilir. Tüm gün bunları düşünerek zaman kaybedilebilir. Evlilikler zedelenebilir ve fetişler olmadan asla cinsel uyarım ve doyum sağlanamaz hale gelebilir. Bu yüzden bazı evli insanlar evlilik dışı ilişkilerde bu ihtiyaçlarını tatmin etme yoluna gider.

- Fetiş tutkusu genelde erkeklerde görülür. Kadınlarda da görülüyor mu?

Evet, çoğunlukla erkeklerde görülür. Ancak son yıllarda kadınlar da giderek artan bir şekilde cinselliklerinde fetiş nesneleri ile ilgileniyor. Bunda özellikle internet ortamı ve içinde yaşanılan kültür etkili.

- Ne gibi nesneler fetiş objesi olabilir?

Akla gelebilecek her tür nesneden bahsedebiliriz. Bu nesneler genelde insan vücudu ile direkt ya da dolaylı şekilde bağlantılıdır. Fetiş nesnesi arzu edilen kişiden bağımsız kendi başına erotik bir anlam kazanır. Aynı zamanda fetiş fantazileri veya doğrudan nesneleri masturbasyon sırasında kullanılır. Bazı insanlar cinsel yaşamlarında fetişleri renk ve heyecan unsuru olarak görürler. Onlar olmadığı zamanlarda da sağlıklı bir cinsel yaşam sürdürebilirler. Bir grup insan ise cinsel yaşamları sürmesine karşın fetişleri olmadan orgazm deneyimi yaşamakta zorlanırlar.

- Fetişi olan bir kişinin, fetişist olmayan partneri nasıl karşılıyor bu durumu?

Bazı eşler, eşi memnun olsun diye, çok zorlayıcı olmayan durumlarda bu taleplere uyum gösteriyor. Aslında bunu kendisi için de doyumlu bir cinsel birliktelik olacağını düşündüğü için yapıyor. Bazı eşler de çok ters karşılıyor. Bu talep yüzünden korkuyor, yapılanın sapık bir davranış olduğunu düşünüyor ve eşinden şiddetle uzaklaşıyor. İyi bir cinsel yaşamın vazgeçilmez unsuru olan iyi bir iletişim, bu noktada da eşlerin birbirlerini anlaması açısından çok önemli.

- Fetişi olduğu halde bunu gizli yaşayan var mı?

Evet. Katı ahlaki değerleri olan birtakım insanlar hayatları boyunca fetişlerini yaşama geçirmiyor, kendi iç dünyalarında bununla yaşıyor. Çünk farkedilmesi durumunda ‘sapık’ olarak damgalanmak korkuyor.

- Fetişizm’in sebepleri neler?

Altında yatan sebepler tam olarak bilinmiyor. Çocukluk yıllarından itibaren bazı nesnelerin cinsel uyarıcı olarak eşleşmesi, öğrenme ve deneyim kuramı ile açıklanıyor. Fetişizmin hastalık düzeyinde olduğu bireylerin aile öykülerine baktığımızda, kısıtlı anne-baba sevgisi, ihmal edilmişlik ve sosyal izolasyon ortaya çıkıyor. Fetişizmin farklı bir alt türü de var ki bunun adı da transvestik fetişizm. Bu durumda birey -çoğu kez erkekler ve homoseksüeller- yöneldiği karşı cinse ait giysileri ve eşyaları üzerinde kullanarak cinsel uyarım ve doyuma ulaşıyor. Kadın çamaşırları ve kadın ayakkabıları giymekten özel zevk duyan erkekler, cinsel yolla ya da masturbasyonla doyuma ulaştıktan sonra bir an önce bu eşyaları üzerinden çıkarma ihtiyacı hissediyor.

Fetişizm Türleri ve Tedavisi Hakkında Bilgiler
- Fetiş türleri nelerdir?

En yaygın fetiş türü ayakkabı ve ayak fetişi. En çok bilineni de yüksek ökçeli kadın ayakkabıları. Bununla beraber her tür ayakkabı şekli bazı insanlar için çekici olabiliyor. Çoraplar, jartiyerler, parlak materyalden dar kıyafetler bunların arasında sayılabilir. Ayak ve ayakkabı fetişizmi bazı uzmanlara göre gizli sado-mazokizmin bir sonucu olarak açıklanır. İkinci sırada giysi ve iç çamaşırları geliyor. Dar jeanler, korse, kaplan desenli dar giysiler, özel renkli çamaşırlar, saplantılı şekilde tutturulan özel gecelikler sayılabilir.

Özel materyal fetişleri farklı bir gruba girer, saten, ipek, deri, lastik ve metalik kıyafetler gibi. Yine bu durumlarda bu maddeden üretilmiş çarşaflar, çamaşırlar olmadan cinsel yaşamı sürdüremeyen bireyler vardır. Vücut kısımları fetişizmi grubunda yine ayak fetişi en sık olanıdır. Ayrıca meme (küçük-büyük), kulak, saç ve özel saç renkleri (kızıl), çiller, eller, ense, burun gibi organlar, kendi başına aşırı zihin uğraşı haline gelebilir ve özel şekillerde olmadıklarında cinsel yaşam sürdürülemez hale gelebilir.

Aksesuarlar da cinsel haz unsurları olabilir, piercingler, gözlükler, eldivenler, sigara gibi objeler mesela. Bazen tuhaf eşya ve aksesuarlara da rastlanılır. Çocuk bezi gibi. Tıbbi durum fetişleri grubunda da sakatlık halleri, kolsuz bacaksız insan bedenleri, tıbbi cihaz ve gereçler cinsel haz araçları olarak deneyimlenebilir.

- Fetiş sevdasının yaşanılan ülkeyle ilgisi var mı?

İçinde yaşanılan kültürel ortamla ilgili olduğu biliniyor. Özellikle kapalı toplumlarda ve tesettürün yaygın olduğu ülkelerde vücudun gizlenen veya az görülen kısımları, o toplumun bireyleri için cinselliği çok çağrıştıran unsurlar haline gelebiliyor.

- İnternet nasıl etkiliyor?

Günümüzde özellikle internet ortamında fetiş grupları oluşturuluyor ve binlerce benzer tutkuları olan insan isimlerini açık hale getirmeden paylaşımlarda bulunuyor. Özellikle batı ülkelerinde bu amaçla dernekler ve kulüpler de kurulmuş. Tabii bu insanları sapkın ya da hasta olarak damgalamak doğru değil.

- Fetiş düşkünlüğü tedavi gerektiren bir noktaya ne zaman gelir?

Ancak kaliteli ve sağlıklı bir yaşama engel oluyorsa. Bu durumlarda fetişizm sanki bir bağımlılık gibi yaşanır. Fetiş nesneleri olmadığında ya da küçük bedensel detaylar karşılanmadığında cinsel hayat yaşanamaz hale geliyorsa profesyonel destek gerekir. Bazı insanlar hayatın diğer alanlarında fetişlerini düşünerek çok zaman kaybederler ve insan ilişkileri de bundan zedelenir. Fetişizm nedeniyle insanlar sosyal saygınlıklarını zedeleyecek uğraşlar ve arayışlar içine girebilir.

Şiddetli olgularda yalnızlık ve sosyal içe çekilme sık görülen bir durum. Seyrek olmamakla beraber fetişizm diğer cinsel davranış sorunları ile beraber karşımıza çıkabilir. Fetişistlerin transvestizm ve sadomazokizm özelliklerini birlikte göstermesi yaygındır. Fetişizm böyle durumlarda bu alanda özelleşmiş psikiyatr ve klinik psikologlar tarafından tedavi edilir.

- Hangi yöntemler kullanılıyor?

Davranış ve çift terapisi, analitik psikoterapi ve ters şartlandırma (aversive therapy) en çok kullanılan yöntemler.

Çok ağır olgularda seks dürtülerini geçici süre baskılayacak ilaçların kullanımı yoluna gidilebilir. Bu sayede cinsel dürtülerin yokluğunda hasta, hayat alışkanlıklarını yeniden yapılandırma yoluna gidebilir.

Posted in Genel | 1 Comment

Ayrılık hikayeleri

Ayrılık hikayeleri sayfasında yaşanmış ve gerçek ayrılık hikayelerini okuyabilirsiniz ve kendinizde ayrılıkla ile ilgili hikayeler yazabilirsiniz. Buyrun ayrılık hikayeleri;

En Iyi Arkadaşımla Yıktı Beni
Öncelikle anlattiklarimin hayalle falan bir ilgisi yada alakasi yok. Ben karadenizliyim almanyada yasiyorum. 18 yasindayim bir kızın peşinde 3 sene koştum şimdi siz küçük felan görmeyin gerçekten çok sevmistim eski sevgilim italyandi 1 buçuk sene var yok beraber olduk. Birde en iyi arkadasim vardi tabi ayni siniftaydik bir tek yedimiz ayri miğdeye gidiyordu sigaramizi bile paylasiyorduk o kadar kardes gibiydik kizla resmen iliskide bizi gördüğü bile oldu , okulda hatta bi ara eski kiz arkadisimin kiz kardesinin pesinde kosuyordu ne olduysa ben u 17 milli takim kampina türkiyeye gittim , gitmeden 1 hafta öncede amcam dediki bana bak oglum samsunlular hep kalles cikar italyanlar da hep o….. cikar ben tabi inanmadim , dedim ki ne diyorsun amca . Bana dediki oglum gel senle bi iddaa ya girelim , nedir amca dedim dediki bi hafta kizlan tartis 1 haftada en yakın arkadasinla , o kiz o erkekle seni aldatmassa ben almanyayi terk ederim dedi tamam dedim ailem kardeslerim hep oradaydi türkiye ye gitmeden bir hafta önce ikisiyle de öylesine amcamın dediği gibi tartisdim . Neyse türkiye ye gittim aradan iki hafta gecti cok yogun antreman yapiyorduk firsatim olmadi aramaya telefona da cikmiyordu canim sikildi bir pazartesi günü msn ye girdim diğer bir arkadasim olan murat la yazisiyordum bana diyorduki mustafa nasilsin felan dedim iyi niye nasil olabilirim ki yorgunum felan dedim nasi ögrendin dedi , dedim neyi öğrendim, bilmiyormusun dedi , dedim murat söle ya cildirtma beni dediki ben söyleyemem cikiyorum demeye kalmadı cikti arkadaslar yemin ediyorum o an ellerim ayaklarim öyle titriyorduki anlatamam yani allah kimsenin basina vermesin internet cafede arkadaslar dedi noldu felan mesaj attim baska bi arkadasa dedim ahmet cabuk msn ye gel iki dakika sonra geldi. Dedim bana herseyi anlat dedi ya korkuyorum lütfen dedim simdi anlatmassan ucaya atlayip gelir hepinizi öldürürüm dedim yazmaya kalmazken dediki , o en iyi arkadasin adini söylemek istemiyorum sen gittikten 2 gün sonradan beri seninkiyle cikiyor arkadaslar o anki duyguyu gercekten allah kimsenin basina vermesin ben adeta ellerim titredi daha yazamiyordum hemen aradim kizi telefonu acikti fakat cikmiyordu o pislik yanindaydi almanya kartini soktum bir daha aradim caldi iki üc kere evet diye cikti telefona söyledigim aynen suydu sakami yoksa dalgami geciyorsunuz benle dedim bana dediki daha beni arama erkek arkadasim buna izin vermiyor inanirmisiniz o laf okadar zoruma gittiki kapattim telefonu dogru ilk ucakla gittim sabirsizlikla bekliyordum o ani eve girmeden hemen kizin yanina gittimki bir de nasıl manzarayla karsilastim ikiside sarilmis vaziyette duruyorlardi tabi gördüler beni baktilar kiza baktim sadece gittim suratina tükürdüm ve o an cocuğa söyledim tek kelimede sana tesekkür ederim oldu o an bana vurmaya kalkti yana cekilip bi gecirdim onaki ayni anda yere düsmesi bir oldu o anda bir de tekme atip arkama bile bakmadan çıktım gittim. Bu olay gercekten saka falan degil yasanmis bir olay , hic bir zaman ailenden baskasina güvenme bunu unutma istersen 30 sene beraber ol ama genede güvenme !
—-

Beni Aldatmasına Rağmen Hala Aklımda
Onunla messenger da bir arkadaşım sayesinde tanıştık resmini ilk gördüğümde etkilenmiştim ondan saatlerce resmine baktığım zamanları hatırlıyorum tabi o benden habersizdi onu hiç görmemiştim daha önce ama sevdiğimi sanmıyordum sadece ilgiydi yani öyle düşünüyordum. Nickine her iki günde bir başka kız ismi yazardı. O an çok kıskanırdım sonra birgün bana benimle çıkarmısın seni seviyorum dedi kafam çok karışmıştı hiç görmediğim biriyle çıkma fikri kafamı karıştırmıştı ama ona hayır diyemiyordum. Sonra görüşme teklifini kabul ettim. Bir parkta buluştuk ve çıkmaya başladık o kadar mutluydum ki uçuyordum 5 ay kadar olmuştu çıkalı onu öle çok seviyordum ki o benim ilk aşkımdı ilk sevdiğim . ilk elimi tutan ilk gözlerine bakmaya doyamadığımdı. Bunlar sadece benim ona hissettiklerimdi ben onun için herşey değilmişim. Okula gidip gelirdim ilk zamanlar her iki günde bir okul çıkışına gelirdi sonra bu süreler 4 güne 1 haftaya 2 hafta sonra 1 aya yayıldı. Onu çok merak etmeye başlamıştım bir gün telini kapatmış 2 gün kadar ulaşamadım ona o kadar merak ediyordumki bişey mi oldu hasta mı diye kış günüydü. Hava kararmıştı daha fazla dayanamadım annemden gizli onların oturduğu yere gittim boğazını ağzına kadar kapatan bir atkı vardı boğazım ağrıyor dedi üzüldüm sarıldım gözlerim doldu onun canının acıdığını hissedince fazla vaktim olmadığından yarım saat sonra tekrar eve gitmek üzere otobüse bindim . Eve gitmeden önce kontör aldım beni daha öncede bi kere aldatmıştı bi kızla öpüşmüştü 3-4 gün barışmak için çabaladı seviyordum daha fazla dayanamadım affetmiştim. Neyse kontör aldım aradım onu nasılsın falan ona da kontör gönderdim saatlerce konuştuk sonra aklıma birden beni bi daha hiç aldattı mı acaba diye bir soru takıldı sordum ? Sustu , cevap wermedi nasıl aldatma dedi senle çıkarken kimseyle çıkmadım dedi ama ben onu sormadım ki beni aldattın mı bi daha diye sordum dedim sonra sana yalan söleyemem öpüşmeler sarılmalar oldu dedi sonra hani o gün geldiğimde boynumda atkı vardı ya dedi ben o gece bi kızın evinde kalmıştım o atkıda kızın öptüğü yer kızardığı için sen görme diye kapattım dedi o an duyduğum acıyı anlatmam imkansız gecelerce uyuyamadım ben onu çok severken sadece onu düşünürken onun için göz yaşı dökerken o başka kızın kollarındaydı ben hiç mi aklına gelmemiştim ama onu hala çok seviyordum 1 ay ayrı kaldık ama dayanamıyordum her dakka onu görmek istiyordum affettim yine özür diledi. 8 – 9 ay olmuştu çıkalı onu her geçen gün daha fazla severken o her geçen gün beni daha fazla bunaltıyordu bu sevgiden değildi daha sonra onun hakkında bi dolu yeni şey daha öğrendim benim messengerimdeki kız arkadaşlarıma cam açtırması msn in de 800 tane kız olması onların bi çoğuyla aşkımlı konuşmaları falan bunlar daha sölediklerim söylemediklerimde var o kadar aptalmışım ki ben onu tutkuyla severken onun beni düşünmemesi beni kahretti sonunda ondan ayrıldım bi daha hiç barışmamak üzere 6 ay sonra başka biriyle çıkmaya başladım şuan çıktığım bana gerçekten değer veren birisi o bunu öğrendiğinde bana yine mesajlar attı sensiz yapamıorum diye ama çıkardım onu hayatımdan desemde hala içimde var o benim ilk aşkımdı ben onun için her ne kadar diyer kızlarla aynı olsamda ..
—–

Unutmalıyım Seni
Daha 17 yaşındaydım her lise öğrencisinin başına geldiği gibi okul banada çok anlamsız geliyordu. Ta ki onu görene kadar. Biliyorum benden yaşça büyüktü bu içimdeki anlamsızca sevgiyi bende anlamamıştım. Ama onu görünce napıcağımı bilemiyordum onun da bizim okulda işi olduğu için sürekli okulumuzdaydı. Onu belki görmesem unuturdum ama sürekli etrafımda olduğu için unutumamıyordum. Benden yaşça büyük olduğu için arkadaşlarım falan ters tepki veriyorlardı ama napıyım onu çok seviyordumki en yakın arkadaşlarımın dedikleri bile beni ilgilendirmiyordu. Birgün okulda dersimiz boştu arkadaşlarımızla beraber okulda msn açmaya karar verdik açtığımda sevdiğim çocuğun dükkanının yanında çalışan bi arkadaşımdan msnsini istedim o gidip onun adresini aldı. Bende ekledim o an açıkmış kabul etti ve msn de de olsa onun yüzünü göremeden de olsa onla ilk defa konuşmuştum ve o kadar mutluydumki ona herşeyi söylemek geliyordu içimden. Biraz konuştuktan sonra benimle buluşmak istediğini söledi ve bende büyük bi istekle kabul ettim gittim 2 dakikada olsa onunla ilk defa yüz yüze bakarak onun yeşil gözlerinde kaybolduğumu hissetmiştim sonra birbirimize telefon numaralarımızı verdik ve konuşmaya başladık ama o ilk buluşmamızda benden önce 2 kişiyle daha buluşmuş ve bende salak gibi o gün onu sevdiğimi fakat utandığım için artık sevmediğimi sölemiştim ama biliyorumki kendimi kandırdım artık sadece arkadaşız ama o benim için ulaşılamayan imkansız tek aşkımdı. o bizi arkadaşız gibi görüyo ama ben içimde ona karşı hissettiğim büyük aşkı bi türlü silip onu arkadaşım olarak kabullenemedim sizce ne yapmalıyım ki bu aşkı kalbimden silip atayım..

—–

Terkediliş
“ Söylediğim herşeye bir eleştiri buldular . Eleştiriye karşı olduğumdan değil ama aralarında beğenileceğine emin olduğum laflarım da vardı . Görmediler …
Doğduğumdan beri , yani kendimi bildim bileli , hep bir yerlere gelmek istedim ama bunun için birşey yapmadım farkındayım . Ama bu benim suçum olmamalıydı . Sonuçta kaderimde yazanı yaşıyorum …
Asırlar ötesinden benim ne şekilde yaşayıp öleceğim belliydi . Tembelliğimle alakası yok , işime gelen bu … Ne yapsaydım ? Bu duruma açıklık getirmem gerektiğimde savunma aracım olarak Tanrıyı kullanamıyacaksam ,neden iyi bir yere geldiğimde şukurler olsun dıorum ???
Geldiğim nokta benim suçum değil . Elimdeki kalem , önümdeki kâğıt ve aklımdan geçen herşey , benim değil . Tanrının zevkinin bir tabiriyim , hepsi bu
Yoldan sapıp kötü yola gireceğimin bile yazılı olduğu bir kitap var … Şeytan ` a sağladığım uyumun , Tanrı `ya olan saygım ve sadakatim ve sevap kazanmak için sevap kazanma sinsiliğinde verdiğim sadaka yüzünden , içten pazarlıklılığımdan dolayı günah yemem …
Keşke bilmeden yaşasaydım herşeyi . Duyguların daha adları bıle konulmadan aşık olduğumu hissetseydim ve ben koysaydım adını “` in “ die aşkın . Tüm dogamda saklanabileceğim tek yer anlamında . “ diyerek kendisini terketmeye hazırlanan eşini etkilediğini sandı yetmişlerinde haala gençliğini yaşayan delikanlı . Ne diyeceğini bilemeyen kadın , hayata bu yaşta bile suç atabilen bu günün yeni , geleceğin eski kocasına son bikez baktı ve bavulunu alıp kapıdan çıktı ..
—–

Tut Ellerimden
-Git bakalım Selen, git! Ne oldu yani sana biraz bağırdımsa. Bilmiyormusun sanki benim sinirli bir adam olduğumu. İş yerimdeki sorunlarımı da biliyorsun. Kaç zamandır müdürle düşman gibiyiz. Bumu yani sevmek? Tamam, geçen gün çok sinirlendim, sana ağır laflar söyledim. Ama idare edeceksin beni. Her evde olur bunlar. Sen bu evin kadınısın, katlanacaksın bazı şeylere. Çocuğu da aldın götürdün annene. İyi mi oldu yani şimdi? Selen bak! Eğer böyle inat etmeye devam edersen bu yuva dağılır sana söylüyorum. Bir daha da beni bulamazsın..

-Ahmet, mektubunda bana katlanacaksın diyorsun. Yazıklar olsun sana! Bunca sene senin bitmek tükenmek bilmeyen sinirine, bundan dolayı sürekli kavga çıkarmana göhüs geren ben değil miydim? Ama artık dayanılacak gibi olmadığının farkında bile değilsin. Hadi kendimi geçtim, alıştım sana. Ya Can? Daha sekiz yaşında. O’nun önünde her gün ettiğimiz kavgalardan çocuğun ne kadar üzüldüğünün farkında değil misin? Eğer bu yuva dağılacaksa bil ki benim yüzümden değil, senin öfkene hakim olamadığın içindir. Bir daha beni bulamazsın demişsin. Ahmet ben çok düşündüm. Sen kendini değiştirmedikçe bizim o evde asla huzurumuz olamaz. Ve artık ben senle sürekli kavga etmekten, usandım. O yüzden bir daha sana dönmeyi asla düşünmüyorum.

-Selen, bugün senin ve Can’ın benden gidişinizin dördüncü ayı. Bir gün çekip gideceğini hiç düşünmedim. Gidersen de üç beş güne dönersin dedim. Sizden sonra ev çok sessiz. Ölüm sessizliği gibi. Selen galiba sen haklıydın. Ben gerçekten sana çok haksızlık ettim. Bu arada her şey ardınızda bıraktığınız gibi. Bir ben değiştim sadece. Sizden sonra, en yakın arkadaşım Alkol oldu. Senin ve oğlumun hasretini ancak böyle söndürüyorum. Bu arada işten de atıldım. Alkolik ve kendini kaybetmiş birin istemiyorlar. Bütün gün evdeyim. Gecelerim, gündüzlerim birbirine karıştı. Bazen duvarlar üzerime üzerime geliyor, boğuluyorum. Kaç zamandır saçımı, sakalımı da kesmiyorum. Annem emekli maaşından yardım ediyor bana. Zaten masrafım yok. Boğazımdan sizsiz bir tek lokma geçmiyor. Tek masrafım sevgili dostlarım içkim ve sigaram. Akşamları Can’ın resmine bakıyorum. Bende kalan, o minik yeleğini öpüp kokluyorum. Can’ı çok özledim biliyormusun? Hep odasında yatıyorum kokusunu içime çekmek için. Dün O’nun okuluna gittim uzaktan da oğlumu göreyim diye. Ve gördüm onu. Gördüm canımın içini. Arkadaşlarıyla birlikte gülüp oynuyorlardı. Bilmiyorum ben aklında varmıydım? Koşup ona sıkı sıkı sarılmak istedim. O süt kokusunu koklamak istedim. Yüzümü yüzüne değdirmek istedim. Yapamadım. Benim bu perişan halime üzülmesini istemedim. İçim yana yana O biricik canımı seyrettim. Kah mutluluktan ağladım. Kah hasretinden hıçkırıklara boğuldum. Sizi çok özledim anlıyormusun? Lütfen dönün artık! Sizden sonra evdeki bütün çiçekler soldu .Kuşlar bile pencereye gelmez oldu. Her kez biliyor artık bu evde Can yok, Sen yok, hayat yok…

-Ahmet, bütün bunlara benmi neden oldum? Allah’ının aşkına söyle. Neden bana bu mektubu yazıp beni daha da acılara boğuyorsun. Sanıyormusun ki ben o evden çıktıktan sonra eteğime zil takıp oynadım. Biliyorsun senle ne kadar tartışsak da, ben en güzel günlerimi o evde yaşadım. Sende gözümü açtım ben. Ben, sende çocuk oldum. Kadın oldum. Ana oldum. Sanma ki evliliğimize vefasızım. Sanma ki her şeyi içimden bir kerede söküp atabildim. Hele, Can.. Çocuk rüyalarında hep “Babam, Babam diye sayıklıyor. Her gece senin resmini öpmeden, sana “iyi geceler babacım” demeden yatmıyor. Hangi ana ister yuvası dağılsın. Ahmet, seni severdim, hem de candan bilirsin. Gene içimde başkasın. Ayrıldık diye ne olur kendini bırakma. Kendine yazık etme. Bizleri de burada daha fazla kahretme.

-Selen, Selenim. Sana iyi haberler vermek istiyorum. Bilmiyorum bu saatten sonra, yani beş aydan sonra kıymeti varmı senin için. Alkolü bıraktım artık. Kendime bir işte buldum artık. Bu arada psikoloğa da gidiyorum, sizi benden koparan şu kahrolası sinirli halimden kurtulmak için. Selen, yalvarırım gelin artık. Başka ne yapmamı istersen söyle, inan yaparım. Tut artık ellerimden anlıyormusun. Yalvarırım tut ellerimden.

-Canım babacım benim. Canım babacım. Çok mutluyum artık. Annem valizlerimizi toplamaya başladı. Bu hafta sonu yanına geliyoruz. Bir daha senden hiç ama hiç ayrılmayacakmışız…
—–

Gecenin Sahih Yüzü
Seslenebilmek için içimdeki yas ağıtlarına ihtiyaç duymayacağım. Çünkü göz yaşı yalandan daha güçlü ve belirsizlik taşıyor bu gece. Seslenebilmek içimdeki boşlukların farkındalığını sağlamaktır sadece. Bu geceye kadar içimde varolanları bir bir sundum sana. Geriye bu boşluk kalmıştı. Anlamını bilmediğim bir boşluk aynı zamanda. Karşısına geçip acı acı bakıyorum sadece. Bilmiyorum, bu boşluğun farkında mısın? Fakat, pis bir boşluk…anlam veremediğim, ismini koyamadığım bir boşluk…

Şair der ki… “Aslı yokmuş dinlediklerimizin”… Bu mısra hayatımın özeti gibi sessiz gecede iyice anlamını yüzüme vuruyor.
Bir suskunluk kaplıyor içimi. Bilgece susmak geçiyor içimden. Hiçbir şey duymuyorum sanki. Ben yokum, seni hiç tanımadım sanki…anlamsız nöbetlerim depreşiyor…

Mürekkebi bitmiş bir kalem gibiyim. Seni yazmak geçiyor içimden; yazıyor, yazıyorum bir şey çıkmıyor ortaya… ve bilgece susuyorum. Sonumun geldiğini biliyor, boynuma ip geçirmeni bekliyorum.
Paul Ree Lou’ya der ki: “Merhamet et, beni arama!” bu sözler takılıyor aklıma bu gece. Fakat istemiyorum. Seninle olmak, senin yanında olmak mutluluk veriyor bana. Hayata bağlandığımı hissediyorum. O zaman geleceği durmadan doğuruyorum. Boy boy düşlerim oluyor. Fakat sen ölüyorsun! Ölmene anlam veremiyorum. Sanki benim yüzüm, benim soluk alıp vermem seni canlı kılıyor. Ama istiyorum ki senin sana ait nefesin olsun. Bu nefesten bana da üfle ki öldüğüm sanılmasın.
Günahı hissetmemek aşkı hissetmemek gibiyse ben sana aşığım. Çünkü seninle günah işlediğimi hissetmiyorum. Sadece senin yanında duruşumun yalan olduğunu hissediyorum. Seni sevdiğimi söylerken yalana yakalanmış bir hasta gibi duruyorum. Sanki sana otomatik yalanlar sunuyorum. Böyle duygular hissetmemi anlamıyorum. Bu anlamsızlığı benim içindeki boşluğa yüklüyorum. Fakat bu suç o kadar büyük ki bu boşluk tam karşılamıyor bunu. Bu boşluğu birazda sen oluşturuyorsun gibi. Belirsiz dünyalar gözlerinden yansıyor bana. Bu cesaret veriyor aslında, yalanlarımın yüzü az da olsa gerçekleşiyor böylece… fakat bunları bu yazdıklarımı sevmiyorum… bir boşluk işte, içimi kemiren bir boşluk… hiçbir şey hissetmemenin adı belki de…
Heyecansız bir adamın titremeleri sahihse bu yazdıklarımda sahih. Gecenin bu vaktinde oturup bunları yazdım. Hiç uğraşmadım. Bu yazıyı temize çekmeden vereceğim sana.
Bu bir ayrılık mektubu değil kesinlikle. Ayrılma duygusunu hiç hissetmiyorum. Sadece bir boşluk… sessiz bir boşluk… belki de yüzümüzün yankısı… beni sevdiğini söyleyen gözlerin boşluğu…
Sana seslenmeye çalıştım. Gözlerimden süzülen bir damla olmanı istedim… uzandığımda yas ağıtlarının uğultusu hala kulaklarımdaydı, sevgilim.
—–

Onları Sevgileri Ayırdı
Metin’in ömrü gurbette geçmişti. Doğuştan sevda adamıydı. Tanrı onu sevgilerin en sınırsızı ile donatmıştı. Ancak uzun ömründe aradığını bir türlü bulamamıştı.
Bir gün rastlantı sonucu Ayla’nın bir resmiyle karşılaştı. Gördüğü anda hayran kaldı. İçinden ‘’İşte bu. Yıllardır aradığım bu…’’ diye düşündü.
Araştırmaya başladı. Buldu Ayla’yı bir gün. Ancak, Ayla derin üzüntüler içindeydi. Dünyaya küsmüştü. Gözyaşları yanaklarından süzülürken Metin dayanamadı.
–Üzülmeyin lütfen dedi. Sizin için ne yapabilirim? Her zaman yanınızdayım. Söylemeniz yeterli.
Ayla:
–Teşekkür ederim abi, diye yanıtladı.
Diyecek söz bulamadı Metin. Adresini bırakarak ayrıldı. Ne yapıp etmiş, Ayla’nın o resmini ele geçirmişti. Her akşam o resme bakmadan yatmazdı. Ancak çaresizdi. Çünkü, Ayla ona ‘’abi’’ demişti.
Bahtına küstü Metin. Edebiyat ve müzikle uğraşırdı. Teselliyi yazılarında aradı. Yazdı durmadan. Yazdıklarını çeşitli yerlerde yayınladı. Zamanla tanındı. Saygı duyulan bir üstat olarak isim yaptı.
Ne yapsa teselli bulamıyordu.
Bazı geceler içiyordu. Şarkılar eşliğinde içtikçe daha çok efkârlanıyor, efkârlandıkça daha çok içiyordu. Çok zaman sabah güneşi doğarken yatağa girmekteydi.
Böylece aradan iki yıldan fazla zaman geçti.
Bir akşam yine hüzün bastı Metin’i. İçmeye başladı. İçtikçe düşündü. Düşündükçe içti. Bu kara sevda böyle çekilmezdi. Sonunda derdini Ayla’ya açmaya karar verdi. Uzun bir cep telefonu mesajı yazarak gönderdi hemen. Çünkü, bekletse ertesi günü asla gönderemeyeceğini biliyordu. Mesajında derin sevgisini, hüzünlerini, çaresizliğini anlatmıştı…
Ayla çok duygusaldı. Mesajı okuyunca önce şaşırdı. Sonra acıdı Metine. Aradı ve uzun uzun konuştular. Daha çok Metin konuştu. Sevgisini anlattı her sözünde. Ayla mesafeli duruyordu devamlı.
*
Ertesi günü sabahı Metin uyanmıştı. Akşam sarhoş kafayla yaptıklarını düşününce utanmaya başladı. Ben ne yaptım diye pişmanlık duydu. Ayla’ya içinde ne varsa pat diye dökmüştü. Şimdi Ayla ne düşünürdü hakkında? Gün boyu pişmanlık içinde düşünüp durdu. Sonunda Ayla’yı aramaya karar verdi.
Ayla telefondaydı.
–Ayla hanım size akşam söylediklerim için utanıyorum. Sarhoştum. Sizi kırdımsa özür dilerim. Lütfen unutun ve beni affedin….
–Önemi yok dedi Ayla.
Aradan bir süre daha geçti. Bir gün yine karşılaştılar. Edebiyattan, şiirden, sevgiden konuşurken söz dönüp dolaşıp Metin’in o sarhoşluk anında söylediklerine geldi. Metin’in utanıp kızarmasına rağmen ayla;
–İnsan sarhoşken doğruyu söyler derler. Bence o akşam söyledikleriniz sarhoşluktan öte, doğru sözlerdi…
Metin itiraf etmek zorunda kaldı.
–Evet sizi yıllardır seviyorum. Kırmamak için de söylemiyordum. Yıllardan beri aşığım size.
Sohbet bu konu üzerinde uzayınca Ayla da bu sevgiye sevgiyle karşılık vermeye başladı. Dünyalar Metin’in olmuştu. Sevincinden kuş gibi hafiflemiş, havalarda uçmaya başlamıştı.
İki hüzün mahkûmu teselliyi birbirinin gönlünde bulmuştu işte. Gönül diliyle anlattıkları sevgileri sevdaya dönüştü. Sevda sınırlarını aştı. Sevda ötesi vazgeçilmez, yüce bir büyü halini aldı.
Metin Ayla’ya kendi adıyla hitap etmezdi hiç.
– Sen benim Leylamsın, ben de senin Mecnun’unum, derdi.
Ayla da her zaman aynı yanıtı verirdi.
– Eğer Leyla ile Mecnun yaşasaydı bizim aşkımıza gıpta ile bakar, bizi örnek alırlardı. Bizim sevdamız efsanelerin de çok üstünde… Anlatılmaz. Yaşanmadan bilinmez. Bu sevdayı anlatmaya sözlükler yetmez. Sen benim dünyamsın. Sensiz yaşayamam. Ölürüm inan…
**
Birbirlerini kendi gözlerinden sakınır hale geldiler. Görüşmedikleri zaman bunalıma giriyorlardı. Şarkılarla konuşur, şiirlerle söyleşirlerdi. Birbirlerine söyledikleri her söz bir sevda kitabına sığmayacak kadar anlamlı ve derindi.
Artık sık sık bir araya geliyorlardı. Göz göze bakışmak, el ele tutuşmak, Metin’in koluna girerek çarşı pazar dolaşmak Ayla ile Metin’in en büyük ve vazgeçilmez mutluluğuydu. Sadece bir arada olmaları yetiyordu onlara. Geleceğe umutla bakıyor, mutluluk planları yapıyor, kendi dünyalarına göre hayaller kuruyorlardı.
Ancak, Ayla Metin’i fena sahiplenmişti. Onu uçan kuşlardan bile kıskanır hale gelmişti. Her hareketinden farklı bir anlam çıkarıp, kıskançlık krizlerine girmeye başlamıştı. Metin’se Ayla’ya sonsuz güven duymaktaydı. Çünkü sevgisinden emindi. Onu gönül kafesinde narin bir kuş gibi düşünüyor, sevgisiyle beslemeye çalışıyordu.
Metin az çok ünlenmiş biriydi. Tanıdıkları çoktu. Duygu yüklü yazılarını okuyanlar onunla tanışmak ve sohbet etmek için fırsat kolluyordu.
Bazı hanımlar Metin’in çevresinde kelebek gibi uçuşmaya başlamıştı. Metin onlara gülümsüyor, içinden de;
–Boşuna dolaşmayın. Benim gönlüm dolu. Başkası bu gönüle sığmaz ve sığmayacak. Aylam bana ömür boyu mutluluk vermekte. Aylam bana yeter, diye düşünmekteydi.
Ancak gel gör ki, bunu Ayla’ya bir türlü anlatamadı. Ayla’da takıntı olmuştu kıskançlık. En küçük, sıradan bir olay onu tetikliyor, tartışmayı kavgaya taşıyor, bir türlü sakinleşmiyordu. Metin ne kadar anlatmak istediyse anlatamadı. Takmıştı kafaya Ayla.
Sevgi ikinci plana itildi. Nerdeyse her günleri kavga ve tartışmayla geçmekteydi artık. İkisinin de içine ateş düşmüştü.
Metin, Aylam artık bana güvenmiyor. Güvensiz sevda olmaz. Ona karşı hiçbir yanlış yapmadım ve yapamam diye düşünmeye başladı. Kendini anlatmaya ve bu boş tartışmaları bitirmeye çalıştı sürekli. Ne yapsa anlatmaya ve Ayla’yı ikna etmeye gücü yetmedi.
Oysa ki, uzun süreden beri tartışmalarına rağmen ikisi de birbirini taparcasına sevmekteydi hala. Sevdalarında hiçbir eksilme yoktu. Hatta artıyordu sevdaları. Ancak kıskançlık tartışmalarından sevdaya zaman ayıramaz oldular.
Her zaman alttan alan Metin de artık dolmaya başladı. Patlama noktasına yaklaşmıştı iyice. Bir tartışma sırasında da patladı birden.
–Yeter gülüm! Yeter artık!.. İşte ben gidiyorum, dedi birden bire.
Ayla sustu ama ok yaydan çıkmıştı. Metin nesi varsa topladı. Ayla’ya sadece;
–Hoşçakal gülüm dedi.
Ayla’nın içine ateş düşmüştü ama Metin de en azından Ayla kadar yanmaktaydı. Kaderin gözü kör olsun. Bir hiç uğruna, boş yere ayrılıyoruz diye düşünerek öfkeyle yürümeye başladı.
İçinde anlatılmaz bir kahır, hüzün ve ızdırap vardı. Bir ayağı gidiyor, öbürü gitmiyordu ama yola çıkmıştı bir kere. İyileşmez yaralar içinde, hüznün ve acının doruğunda, yavaş adımlarla ilerlerken dudaklarından bir meyhane şarkısı döküldü.

‘’Kederli şarkılar esir edemez.
Ağlarım sırrımı söylemem sana.
Mecnun leylasını böyle sevemez.
Ölürüm bir tanem dönemem sana…’’

Meçhule yolculuk böyle başladı. İkisi de birbirini sınırsız seviyorlardı. İkisi de bu yaradan kurtulamayacaklarını ve artık başka birini daha sevemeyeceğini biliyorlardı.
Onlar birbirlerini taparcasına sevdikleri için ayrıldılar.
—–

Susuz Çatlak Dudaklarıma Seni Anlattır
Susuz bir ölüm aldı aklımı.Kimsesiz hüznüm, yüzü.İster sus, ister konuş Hırçın, divane, yorgun bir güz’ümü.Ömrümü sebil etmişken zamana
Akreple yelkovan saplandı bağrıma düşlerin kara topraklarına sarıldım dünyadan usandım da mahşerde bile seni kuşandım
Yarım bir sözcüktü dilindeki adım sukut ile türkülerde kanadım ay düştü satırlarıma ve ben yazdıkça tükendim kendimde sana çoğalarak
kendimde azaldım…
Bilsen gözlerim ne zamandır boş ve ben hala yazıyorum, seni senden uzakta arayarak…
Her gün yeni baştan seni yazmaya çalışmaktır hayatımın anlamı. Her sabah birbirine aşık harfleri güneşli bir sen’e hazırlamaktır umudu giydirerek. Nice sevdaları kaybetmiş yüreğimle yazdıkça sevmek seni ve sevdikçe yazmak bitimsizce. Ayak izlerinde sürüklenen yaprak misali hayaline çarpıp kendine geri dönen bir alın yazgısına darılmak, an’a sarılmak; sevda yankısı ve belki de bir yürek yangısı gibi hislerine bağlanmak.Alçak gönüllü yapraklarımla savrularak, her akşam sarmaş dolaş karşılamak mümkün olsaydı seni, bil ki gözlerim hep gülerdi. Senli düşleri döktükçe yanaklarıma, ıslanırdı üşümüşlüğüm. Saçlarımda filizlenen neşeli ve gülümseyen çiçeklerin gölgesinde bana yetecek kadar sen’im olmadı ki hiç benim. Yalnızlığımın cesaretinde iki dudağımın arasında sessiz öpüşlerimi büyütürken, ateşle dolaşırdın bedenimi. Neşeli kelebekler gibi gezerdin çiçekli ovalarımı, meltem kokulu yollarımı ve bereket yüzlü dağlarımı. Göklerin kubbesi gibi hep üzerimdeydi bakışların.Eylül’ü çiçeklere boyadığında meçhul bir şarkıyı giyinip, tenha dudaklarımdan öpüyordun.Biliyordum,Düş`tün, Sadece bir düş…
Ey ömrümün son bahar sevinci,
Gel ! Dünyadan uzak bir sevda semtinde mis kokulu güller yetiştirelim yatağımızda. Kan revan olsa da tenimiz, sokul bana ve toprağa. Yaşama başlarken yanımda olamasan da üzülme, bak ölüme doğru giderken yanımdasın işte. Yazdığın ilk cümle olamasam da satırlarında, ne olur son şiirin olmama izin ver.
Anlatmak istiyorum seni, unutulmuş eski bir koy’a, gözyaşlarımla ıslanan kara toprağa ve en çok da sana. Harflerin anlamlarını ulu orta soyup üzerlerinden yalın ve çırılçıplak anlatmak seni. Çekinmeden her cümleye yüklerken sarhoş, orman kokulu anlamları, fazla kaçırmak sevgiyi ve her halükarda sana dönmek tatlı bir baş dönmesiyle. Hayıflanmak, sevginle sevgili olamayışıma ve inadına sevgimle ölümsüzleştirmek seni. Bu sarhoşluğu çok görüp kendime seni yasakladıkça aklımdan çıkaramamak, her sabah yoluma güller seren gözlerini.
Basmakalıp sözcüklerden uzaklaşıp ezberlemek ayak seslerini, belleğime kazımak inadına. Yüreğime emanet ettiğin her şeyi saklamak yosun kokulu kıyılarına. Usanmadan düşünmek seni. Gök kubbeye yakın bir düşte buluşmak aynı ateşten geçerek. Çatısı yıldızlardan penceresi güneşten; bahçesi hatıralarla dolu bir dünya evinde gökleri ayaklarının altına sermek… Uykusuz bir gecenin arifesinde elin elime değerken dudaklarımla karşılamak dudaklarını ve çıplak bir ayazda yorgun yüreğini yüreğime yaslamak. Dinlemek öylece yüreğine hayat olan ayak seslerimdeki tıkırtıları…
Masallarda büyüyen toprağına sadık bir göl gibi imkânsızım denize kavuşan nehirlerine. Yine de saçlarımda büyüyen buğday başaklarının yalnızlığını okşa yaralı ellerinin bereketiyle. Yahut ellerimi al ne olur tenine, benim gözlerimle bak bir kez olsun kendine… Sevdalı duruşlarının penceresinden el salla her sabah sesime. Giyin seven yüreğinin gömleğini, ilikle düğmelerini ellerimle. Sürgülü bekleyişlerimin mandallarını aç, koş gel bahar gibi seni beklediğim şehirlerine…
Ah yar, yorgun ve bezgin yılların rüzgârına kapıldım sürüklenip gidiyorum eksikliğini duyarak… Sensiz yarım kalmışlığımı alıp götürecek ölüm an’ımı bekliyorum. Yalnızlığı hecelerken kolum kanadım kırık… Yokluğunla yaman bir hüzün abanıyor kuru dallarıma –ki adı gurbet. Kimsenin bana el uzatamayacağı kadar uzak bir köşede bekliyorum gelişlerinin gölgesini. Gamlı kirpiklerimin arasında seni görüyor gelip geçen herkes ve yüreğimi okuyup bitimsiz bir sevdayı tanıyorlar. Simsiyah bir gece inerken gözlerime yıldızların arasında boyun eğiyorum kederlere… Uzadıkça uzuyor kara günüm…
Bilmiyorlar…
Yer, gök neden siyah.Ve sen en sevgili,bakma öyle gözlerini süzerek üzerek sözlerini uzak durma ellerime.Islak saçlarımın hüznünü çözerek
Düşe kalka susma küserek karanlık sulara bak göremedikçe beni mavileştirme sakın duyamadıkça ak
Kaybettiklerimizi yüreğimde saklı “biz” dilinde cümle alemin dokunduğumda kanarsa kalemin yoksa,yoksa sende mi beni suçlayacaksın? Uyan sevdalı uykulardan, uyan, uyan da son kez gözlerime bak.Şimdi senden ve kendimden, tüm her şeyden vazgeçişte bile,bir hayalin gölgesinde
Saklayacağım seni ebediyete.bu can bu kan bende oldukça..
—–

Babaya Veda
Akciğer kanseri olan yaşlı adama, ameliyatının ardından ışın tedavisi önermişti doktorlar.

Konya’ da ışın tedavi merkezi bulunmadığından, İzmir’ de görevli oğlunun yanına getirmeye karar verdi aile.

Oğlu, doktorla yalnız görüştü. Babasının raporlarını ve filmlerini gösterdi. Doktor: Hastalığın son aşamasında olduğunu, ancak yirmi günlük bir tedavi uygulayacaklarını bu tedavinin ise babasını kurtaramayacağını, sadece ölümünün daha az acı ile gerçekleşeceğini söyledi.

Tedavi süresi tamamlanmıştı.

Konya’ya dönüş zamanı gelmişti.

Kucağına aldı babasını. Acılar içerisinde inleyerek, sarıldı oğluna yaşlı adam.

Plastik bir sandalye ile dördüncü kattan aşağı indirdiler. Arabasının ön koltuğuna babasını yerleştirdi.

Yaşlı adamın kemiklerinden gelen çıtırdama sesleri, oğlunun yüreğinde, bir ömür kapanmayacak derin çizikler bırakıyordu.

Doktorlar bir hafta kadar yaşayabilir demişlerdi.

Yolculuk boyunca, son anların tadını çıkarmak istercesine hiç susmadan laflar etti genç adam. Babasını güldürmeye çalıştı yormadan. Dinlenmek için durduklarında ateşini kontrol ediyor bahanesiyle ellerine, yanaklarına dokundu her seferinde uzun, uzun.

Günün sonunda Konya’ya geldiler.

O geceyi ablasında geçirdiler. Ertesi sabah, genç adam İzmir’e dönmek için babası ile vedalaştı. Sıkı, sıkı sarılmak istiyordu ama canını acıtmak korkusuyla yavaşça son kez sarıldı babasına.

İki gün sonra görüşmek için telefon etti. Tüm akrabaları evlerindeydi. Babasını verdiler telefona. Genç adam: Nasılsın baba? Dedi. Yaşlı adam sadece’’ i’’ diyebiliyordu.‘’ i ‘’İyiyim demek istiyordu. Artık konuşamıyordu.

Üzgün bir halde telefonu kapattı.

Ertesi gün, vefat ettiğini haber verdiler.

Otobüs yolculuğu boyunca babasıyla yaşadıklarını düşündü. İlkokula kayıt için gidişlerini, balık avlamalarını, top oynamalarını, motosiklete binmeyi öğretişini. İnce bıyıklarını, küçük telaşlı gözlerini, hızlı adımlarla yürüyüşünü. Sevinçli anlarında attığı kahkalarını, üzüldüğü zamanlarda gözyaşlarını saklayışını…

Defin işlemlerini tamamladılar.

Babası postaneden emekli memurdu. Genç adam, çocukluk yıllarında, okul çıkışları postaneye gelir, babasının mesaisi doluncaya kadar bekler, evlerine birlikte dönerlerdi.

Babası postanede mektup kabul bölümünde çalışırdı. Babasının mesaisinin dolmasını beklerken boş masada, üzerinde köylü kızı resmi olan elli kuruşu hızla döndürür, paranın dönme hızı bitince masa üzerinde yalpalarken çıkardığı sesi dinlerdi.

Şimdi, yıllardır gitmediği o postaneye babasının ölüm raporunu ve sağlık cüzdanını, emekli sandığına göndermek için gelmişti.

Zarfı orta yaşlardaki görevliye uzattı. Çocukluğunda oturup babasını beklediği masaya gitti bakışları.

Masada okul kıyafetleri ile bir çocuk oturmuş, masa üzerinde bozuk para çeviriyordu.

Her zaman babası ile birlikte çıktığı postane kapısından, yalnız başına çıktı. Kulaklarında, masada yalpalayan para sesi.
—–

Soğukkanlı Ayrılık
Seninle tanıştığımda üniversitede ilk senemdi. Tecrübem hiç yoktu. Sen farklıydın. Birlikte iyi bir ikili olmuştuk. Sen olmasaydın ben popüler olamazdım. Daha önce yaşadığım 18 seneyi yok sayıyorum. İyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın.

Derslerde zorlanırdım. Ah, sensiz geçirdiğim bazı günler öyle kötüydü ki anlatamam. Hoca başkalaşır, dersi bana anlatmazdı sanki. Takip edemez çıkardım. Neden sen yoksun yanımda diye kendime kızardım. Her şeyi kolaylaştırırdın. Seninle iken her şey daha anlaşılır daha net gelirdi.

Öyle alışmıştım ki geceleri de yanımda olmanı dilerdim. Sana uygun gelmese de ben ısrar ederdim. Uyandığımda ilk gördüğüm sen ol isterdim. Çoğu zaman da öyle olurdu. Gözümü açtığımda dokunuşunu hissetmek ayrı bir duyguydu benim için. Yakın olman rahatlatır, huzur verirdi bana. Bunu herkes anlayamaz. Sen benimle geçirdiğin 7 seneden memnun musun bilmem ama ben çok mutluyum.

Her güzellik bir gün son bulurmuş. Zaten son günlerde sende bir bıkkınlık olduğunun farkındaydım. Aramızda bazı sorunlar olduğunu çevremizdekiler de anlamaya başladı. Geçen gün bir dostum artık seni değiştirmem gerektiğini söylediğinde çok ağrıma gitti. O kadar da uyumluyduk hâlbuki… Ne değişti? Nasıl olurdu, 7 yıllık birliktelik neden bitsindi ki?

Bugün seni değiştirmeye karar verdim. Yeni bir tane bakmaya başladım. Şimdi anlıyorum. Sen sıcaktan, soğuktan, terden iyice kullanılmaz hale gelmişsin. Bana destek değil köstek olmaya başlamışsın da ben farkında değilmişim. Artık yeni gözlük takmanın sırası gelmiş. Elveda gözlüğüm, sen benim ilk göz ağrımsın. Seni unutmayacağım!
—–

Yasak Aşk
Gece yarısı gelen bir mesajla irkilmişti…kimden olabilirdi ki az önce kavga etmemiş miydi nişanlısıyla.bir özür mesajı olmalıydı..fakat sasırdı mesajı okuduğunda…bir zamanlar kalbinde derin yaralar acan birinden geliyordu mesaj.demek hala unutmamıstı onu..hala kalbini titretiyordu düşündükçe..oysa yasaktı o.imkansızdı.imkansız olmaya devam edecekti biliyordu.bunu ama bu mesaj da neyin nesiydi???ne istiyordu ki hala kendisinden..yoksa yarasını kanatmaya mı gelmişti tekrar..eğer öyleyse uzak durmalıydı…

……Ama olmadı yapamadı bunu…gelen mesaj öylesine içtendi ki olamazdı kötü bir niyeti..”sanırım bu gece tehlike olusturmuyorum senin için…mesaj atabilir miyim ne dersin??”yazıyordu mesajda..nasıl da içtendi.birden titremek aldı bütün vücudunu..öyle ki yaz ortasında soba yaktıracak cinstendi bu titreme ..nasıl da üşüyordu..sevdiğini istiyordu yanında..unutamamıstı hala onu..gelse yanına,bi sarılsa sevdiğine tüm sıkıntılarını unutacak dünyalar onun olacaktı..ve beklediği mesaj geldi;”dısarı cıkıyorum gel al beni.”sonunda onunla aynı sehirdelerdi demek.cok önceleri onun uzak bir sehre gittiğini duymustu..cok uzaklarda zannederken yanıbasında olduğunu öğrenince küçük bir cocuk misali sevindi..ve kosar adımlarla gitti sevdiğine

….İşte ordaydı..onu bekliyordu yine eskisi gibi..sokak lambasının altında nasıl da tatlı görünüyordu..kostu ve sıkı sıkı sarıldı ona..kokusunu içine cekti..tuttu kolundan,yaramaz cocuklar gibi sokaklarda kosturdu durdu..mutluydu ya işte var mıydı bundan daha ötesi.evine davet etti onu…biliyordu geleceğini..kıramazdı sevdiği onu.zaten hiç kırmamıstı…sadece bir konu hariç(!)…onu da hatırlamak bile istemiyordu artık..misafirine hosgeldin demek için tekrar sarıldı sıkı sıkı..bırakmak istemiyordu..zaten bu defa bırakmayacaktı onu..seneler sonra onu bulmusken tekrar kaybetmek işine gelmiyordu.sarıldı,öptü,kucağında yatırdı..oysa bunları yaparken anlamadığı birsey vardı;seneler önce kendisini uğruna terk ettiği sevgilisi yok muydu artık?yoksa kendisi gibi o da mı aldatıyordu sevdiğini??aslına bakarsan umrunda da değildi..büyülü bir dünyadaydı..baska hiçbir sey keyfini kacıramazdı.

…fakat sonra..sonra nedense bu büyü bozuldu adeta..sevdiğinin gidisi de gelişi gibi ani olmustu..belli ki pisman olmustu yasadıklarından..belli ki yanlıs birsey yaptığını yeni anlamıstı…kosar adımlarla indi basamakları..köşeyi dönene kadar kostu..birden ağır bir pişmanlık kapladı kendisini..neden yapmıstı ki bunu?neden yeni bulmusken tekrar kaybetmişti..nefret etti kendinden..o binaların arasında kaybolurken kendine küfürler yağdırıyordu..kimbilir bir daha ne zaman görecekti onu?bilinmezliklerle gitti kendi yoluna.acı bir burukluk kapladı benliğini…bu kaybedişin bir burukluğu olmalıydı…acı ve dayanılmaz…

Posted in Genel | 1 Comment